ONLINE ZARFLAR, SIBER MEKTUPLAR

Ezgi’ye

 

Online Zarflar, Siber Mektuplar

 

Eskiden, 10-15 yıl kadar önce “mektup arkadaşlığı” denen bir kavram vardı. Kağıtlara yazılıp, kaybolmayan sözler vardı. Safça, arkadaşça duygularla kağıtlara yazılıp kaybolmayan dürüstçe sözler vardı. Yüzlerce kilometre ötedeki arkadaştan, günlerce ve aylarca beklenirdi merakla mektuplar. Milliyet Çocuk Dergisi’nin ya da Bilim Ve Teknik’in “mektup arkadaşlığı” köşesinden seçilmiş bir isim yazardı zarfın üzerinde. Ya da tam tersi olur, köşeye ilan verildikten sonra heyecanla cevaplar beklenirdi. Hiç görmesek de birbirimizi ya da göremeyecek olsak da hiçbir zaman, en gizli sırlarımızı ve duygularımızı paylaşırdık tanımadığımız bu insanlarla. Ve tek kuralı vardı bu arkadaşlığın, “dürüstlük”. Herkes dürüsttü mektup yazarken birbirine. Hayır, kimse dürüst olduğuna inandırmaya çalışmazdı mektup arkadaşını, gerçekten dürüst olurdu. Ama o zaman dünya belki daha insaniydi ve teknolojinin ‘ağı’na düşmemişti. Yazmak ve yazışmaktan her şeydi; yıllarca saklanırdı o mektuplar özenle, dürüstlüğün bir kanıtı olarak.

Şimdi, teknolojinin ağına düşmüş insan maalesef yeni bir arkadaşlık geliştirdi: Online arkadaşlıklar! Kablolar, ağlar arasında kaybolup, unutulup giden sözlerle kurulan arkadaşlıklar. Ekranda birbirinizi görme olasılığınızın bulunduğu, bilgisayar tuşları aracılığı ile o ana konuşurmuş gibi yazıştığınız; ama bir şeyler paylaştığınızı “sandığınız” arkadaşlıklar. Elbette bir de bu arkadaşlıkların boyutu var. Aslında sanırım, bizim gibi bir simülasyonda yaşatılan toplumlar için bir tek boyutu var bu arkadaşlıkların: Cinsellik ya da tavlama sanatı. Sohbet sitelerine girdiğinizde, sohbetin konusu bellidir: Kadın-erkek ilişkisi. Ama entelektüel seviyede değil, en düşük seviyede sohbetler. Böyle bir ortamda (bu kelimeden nefret ediyorum!) bilim, sanat, edebiyat vb. konularda konuşmak elbette imkansız, ya da bu konularda konuşacak insan bulmak olanaksız. Çünkü internetin bize sunduğu olanak ve sağladığı “ortam” bellidir, bunun dışına çıkamazsınız. Bir de teknolojinin sağladığı bu ortamda “dürüstlük” sorunu var: Bir sohbet odasına girdiğinizde yaşlılar genç, gençler yaşlı, heteroseksüeller homoseksüel, homoseksüeller heteroseksüel, erkekler kadın, kadınlar erkek oluveriyorlar birden. Ya da öyle şeylerden bahsediyorlar ki “Allah Allah” dememek için zor tutuyor insan kendini.

Evet, eskiden mektup arkadaşımızdan mektup gelmesini bir ay beklerdik, ama hiç değilse dürüsttük; şimdi “tıklıyorsunuz” adam karşınızda; saatlerce konuşabilir ya da birbirinizi seyredebilirsiniz, ama gözlerinin içini göremediğiniz birine nasıl güvenebilirsiniz? Filtreli ekranların yüzlerimizi maskelediği, kabloların sesimizi bozduğu dünyada aslında tuşlar tek anlaşma yolumuz olsa da; karşımızdakini görmeyince, gözlerinin içine bakmayınca, sesini duymayınca ne yapsanız “yalan” olma ihtimali bulunmakta. “Sildim seni” sözünü gerçekleyen şekilde, internet gibi bir tuşla karşımızdaki insanı “messenger”dan silebildiğimiz bir dünyada, silinmemenin tek yolu arkadaşımıza karşı dürüst olmak sanırım.

Her ne kadar internet bize hız kazandırsa da, anlık sohbetler yapmamızı sağlasa da, ben hala beyaz kağıtlara yazılmış mektupların bizi daha iyi anlattığına inanıyorum. Çünkü gözyaşlarının ıslattığı, üzerinde heyecanla titreyerek ilerleyen kalemin bıraktığı yamuk harflerin bulunduğu beyaz bir kağıtta sadece yazılanları değil, oraya yazılamayanları da okuyabilirsiniz. İşte bu yüzden, online zarflarla yollanan siber mektuplar değil; beyaz bir kağıda mürekkepli kalemle yazılmış ve kare bir zarf içinde postaya verilmiş mektuplar istiyorum. Elektronik postacının değil, gerçek bir postacının getirdiği mektuplar!     

Yıllar sonra bana bu zevki ve heyecanı yaşatan arkadaşımın o öykü tadında okunan, gerçek mektuplarına teşekkür ediyorum bir kere daha…     

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !